Kendi Düşüncelerinde Sıkışıp Kalmak…

Depresyon, zihnimizin iç dünyası ve Varsayılan Mod Ağı (DMN) üzerine bir yazı...

“Ahmet durak anonsu sonrası daldığı düşüncelerden gerçek hayata döndü. 5-10 dakikadır etrafında olanlardan bihaberdi. Okumak için açtığı ilk sayfada olduğu gibi duran kitabını kapatıp çantasına koydu. Anons edilen durak ineceği durak olduğu için dikkatini çekmişti; çekmeseydi belki son durağa kadar gidecekti.”

Ahmet’i okuyacağı kitaptan ve gerçek hayattan uzaklaştırıp düşüncelere daldıran nedir? Fiziken orada olup zihnen orada olmamasının sebebi nedir?

Benzer şekilde hepimizin düşüncelere daldığı anlar olmuştur. Dünkü bir olay, yarınla ilgili bir plan, ay sonuna yetiştirilecek bir iş…

Düşünce gezintileri geçmişi değerlendirip geleceğe hazırlanmamızı sağlar. Kendimizi ve dış dünyayı anlamamızı sağlar. Çoğunlukla zararsızdır, ama çoğunlukla. Peki, ne zaman bize zarar verir? En basit ifadeyle düşüncelere dalmak bize zarar vermez ama bir düşünceye takılıp kalmanın zarar verebilme ihtimali vardır. Peki nasıl?

Varsayılan Mod Ağı nedir?

Zihnimiz her zaman dış dünyadaki olaylarla ve uyaranlarla meşgul olmaz. Bir yazıyı okurken, bir problemi çözerken veya yeni bir şey öğrenirken zihnimiz dış dünyaya odaklanmıştır. Otobüs camından dışarıya bakıp düşüncelere dalmış kişi hiçbir şey yapmıyor gibi görünse de aslında olan iç dünyaya yönelmedir.

İngilizcesi Default Mode Network (kısaca DMN) olan Varsayılan Mod Ağı bazı görevlerde birlikte hareket eden beyin bölgelerinin adıdır. Kendimiz hakkında düşünmek, anılarda gezinmek, geleceği planlamak… Bu ve benzeri durumlarda yani tam olarak “iç dünyamıza” odaklanma bu ağla ilişkilidir.

Depresyon ve Beyin

Depresyon dendiğinde ilk akla gelen “üzgün olma” halidir. Aslında depresyon; duyguları, düşünceleri, motivasyonu, ruh halini ve günlük yaşamı etkileyebilen karmaşık bir durumdur. Kişinin geçmişteki olumsuz olaylara dönüp durması, kendini suçlaması, geleceğini umutsuz görmesi ve zihinsel olarak bu düşüncelerden uzaklaşamaması, depresyonun hem belirtisi hem de onu sürdüren etkenlerden biri olabilir.

Depresyonun en yorucu yanlarından biri ruminasyondur. Ruminasyon, çözüme ulaşamadan olumsuz düşüncelerin ve hataların zihinde tekrar tekrar dönmesi demektir. Kişi bir sorunu çözmek için değil, onun üzerinde takılı kalmak için düşünür gibidir. Geçmişte yaşanan bir olay, yalnızca hatırlanan bir anı olmaktan çıkar; şimdiki zamanın duygularını da etkileyen bir deneyime dönüşür. Üstelik bu döngü, kişinin kendisine bakışını da şekillendirebilir. Yaşanan tek bir başarısızlık, zamanla kişinin kendisini başarısız biri olarak görmesine yol açabilir. Örneğin, bir ilişkinin sona ermesi, kişinin gelecekte de sevilmeyeceğine dair bir inanç geliştirmesine sebep olabilir. Bir olayın yaşanmış olması ile o olayın bizim hakkımızda söylediğini düşündüğümüz şey aynı değildir.

Beyin görüntüleme çalışmaları, depresyon yaşayan kişilerde DMN’nin bazı bölgeleri arasındaki ve diğer beyin ağlarıyla olan bağlantılarda farklılıklar olabileceğini gösteriyor. Ruminasyon üzerine yapılan araştırmalar da bu ağın bazı bileşenlerinin tekrarlayıcı düşüncelerle ilişkili olabileceğine işaret ediyor.

Ahmet’in otobüsteki hâline yeniden dönelim. Kitabın sayfasına odaklanmaya çalıştığında, iç dünyamızla ilgilenen bu ağın etkinliği normalde azalır ve beyin dikkatini önündeki işe verir. Ancak bu geçiş kusursuz değildir; zihin zaman zaman yeniden içe kayar, sonra tekrar göreve döner. Ahmet de düşüncelere daldı, ama durak anonsunu duyduğunda dikkatini yeniden dış dünyaya çevirebildi. Bazı araştırmalar, depresyonda bu gidip gelmenin zorlaşabildiğini gösteriyor: Dikkat gerektiren bir işe geçildiğinde bu ağın etkinliği beklendiği kadar azalmayabiliyor. Bu yüzden kişi önündeki sayfaya bakarken bile kendini aynı düşüncelerin içinde bulabilir.

Burada dikkatli olmak gerekiyor. Depresyon yaşayan herkesin beyninde aynı değişiklikler görülmüyor. DMN’nin her zaman daha fazla çalıştığını söylemek de doğru değil.

Sonuç Olarak

Zihnimizin boşta kaldığında kendi iç dünyasına dönmesi insan olmanın doğal bir parçasıdır. Depresyonda ise bu iç dünya, çıkılması zor bir döngüye dönüşebilir.

Zihinsel özgürlük, aklımızdan geçenleri susturabilmekten çok, onların arasında kaybolmadan yolumuza devam edebilmektir. Geçmişi değiştiremeyiz, geleceği de bütünüyle kontrol edebilmek mümkün değildir. Fakat bugün, zihnimizin bizi götürdüğü her yere sorgulamadan gitmek zorunda olmadığımızı bilmeliyiz.

Kendimize ayırdığımız zaman, kendimizle kurduğumuz ilişki ve zihnimizden geçenlere nasıl karşılık verdiğimiz önemlidir.

Sonuçta zihnimiz, içinde yaşadığımız dünyayı anlamlandırmamıza yardımcı olan bir araçtır. Onun içinde bir ömür geçirmek zorunda olsak da her düşüncenin içinde yaşamak zorunda değiliz.